İmalat sanayi için yatırımın odağı insan ve teknoloji

İmalat sanayinin milli gelirdeki payı gerilerken Orhan Turan, Elazığ’daki zirvede üretim gücü için insan ve teknoloji yatırımlarının önemini vurguladı.

Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) tarafından Elazığ’da düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi’nde Türkiye ekonomisinin görünümü ve küresel pazarlardaki değişim ele alındı. EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın yönettiği “Kalıcı Belirsizlik Çağında Ekonomik Dayanıklılık” başlıklı panelde ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı ve TÜSİAD Eski Başkanı Orhan Turan, Vestel CEO’su Gökhan Sığın ve SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Serpil Veral değerlendirmelerde bulundu.

Orhan Turan, imalat sanayinin milli gelir içindeki payının yüzde 22’lerden yüzde 15,4’e gerilemesine dikkat çekti. Sanayisizleşme tartışmasının yalnızca akademik bir konu olmadığını belirten Turan, bu gerilemenin istihdamı, ihracatı, teknolojik kapasiteyi ve Anadolu şehirlerini doğrudan ilgilendirdiğini söyledi. Türkiye’nin yalnızca hizmet ve turizm gelirleriyle ayakta kalamayacağını ifade eden Turan, ekonominin temel dayanağının üretim kabiliyeti olduğunu vurguladı.

Stratejik sektörlere uzun vadeli destek çağrısı

Türkiye’nin her alanda üretim yapmak yerine rekabet avantajı bulunan, yüksek yerli katma değer sağlayan ve tedarik güvenliği açısından kritik sektörlere odaklanması gerektiğini dile getiren Turan, ihracat yapılan ülke sayısının tek başına başarı ölçütü olmadığını belirtti. Turan, daha az sayıda pazarda derinleşerek ihracatı artırmanın ve net ihracatçı olunan alanları güçlendirmenin önemine işaret etti.

Teşviklerin performansının ölçülmesi ve etkilerinin analiz edilmesi gerektiğini kaydeden Turan, finansmanın hedeflenen alanlara yönlendirilmediğinde amacından uzaklaşabileceğini söyledi. Sanayi yatırımlarının kısa vadede geri dönüş sağlamadığını hatırlatan Turan, “Bina veya taşa değil, insan kaynağına ve teknolojiye yatırım yapmalıyız” mesajını verdi. İnsan ve teknolojiye yatırım yapılmadığı takdirde Türkiye’nin yüksek katma değer ve güçlü markalar oluşturarak uluslararası rekabette ilerleyemeyeceğini ifade etti.

Teknoloji ve katma değer vurgusu

Gökhan Sığın, kalıcı belirsizliğin niteliği önceden öngörülemeyen risklerin sürekli hale geldiği bir ortamı ifade ettiğini belirtti. Şirketlerin yalnızca günü kurtaran adımlar yerine gelecekteki riskleri dengeleyecek stratejiler geliştirmesi gerektiğini söyleyen Sığın, Türkiye’nin dayanıklı tüketim sektöründeki güçlü konumuna dikkat çekti.

Çin’in 30 birimlik üretim yaptığı küresel yapıda Türkiye’nin 7 birimlik üretimle ikinci sırada bulunduğunu aktaran Sığın, bu ölçeğin aynı zamanda dış gelişmelere karşı kırılganlık oluşturduğunu dile getirdi. Sığın, fiyat rekabeti yerine teknoloji ve katma değer odaklı bir anlayışa geçilmesi gerektiğini belirterek Avrupa’nın yanı sıra Kuzey Amerika ve Hindistan gibi pazarlarda da etkin olunması çağrısı yaptı.

Serpil Veral ise kriz dönemlerinde verimlilik kadar şirketlerin dayanıklılığının da önem kazandığını söyledi. Küresel tedarik zincirlerindeki kırılmaların yönetim anlayışlarını değiştirdiğini belirten Veral, kritik girdilere en düşük maliyetle ulaşmaktan çok, kriz anında bu girdilere kesintisiz erişebilmenin öncelik haline geldiğini ifade etti.

Şirketlerin yalnızca sermaye, bilanço veya fabrika binalarıyla ayakta kalamayacağını vurgulayan Veral, üreticilerin ve tedarikçilerin gücü ile enerjinin sürekliliğinin üretim açısından belirleyici olduğunu kaydetti. Üretim, enerji tüketimi ve tedarik zincirinin anlık verilerle izlenmesi ve verilerin korunmasının dijital dayanıklılık için zorunlu olduğunu sözlerine ekledi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu