COP31 öncesi TSB’den sigortacılık ve iklim mesajı

COP31 öncesinde Türkiye Sigorta Birliği, iklim risklerinin finansmanı, dayanıklı şehirler ve sigortanın hasar ötesindeki stratejik rolünü açıkladı.

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Yönetim Kurulu, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 öncesinde Türk sigorta sektörünün hazırlıklarını ve zirvede gündeme taşımayı planladığı konuları basın mensuplarıyla paylaştı. Toplantıda, iklim değişikliğinin ekonomik etkileri ile sigortacılığın risk gerçekleşmeden önce devreye girmesi gerektiği vurgulandı.

TSB Başkanı Ahmet Yaşar’ın başkanlığındaki buluşmaya başkan yardımcıları Fahri Uğur ve Ayhan Sincek, Yönetim Kurulu Üyesi Neslihan Neciboğlu ile Genel Sekreter Özgür Obalı liderliğindeki üst yönetim katıldı. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz da toplantının konuğu oldu.

Görüşmelerde COP31’in Türkiye ve sigorta sektörü açısından önemi, iklim risklerinin finansmanı, afetlere dayanıklı kentler, yeşil dönüşüm yatırımlarının sigortalanması, tarım ve gıda güvenliği, iklim verileri ve modelleme ele alındı. Koruma açığının azaltılması, kamu-özel sektör işbirliği ve risk paylaşımı modelleri de toplantının başlıkları arasında yer aldı.

TSB’nin COP31 kapsamında Antalya’da oluşturmayı planladığı Sigorta Evi hakkında da bilgi verildi. Bu yapının sigorta ve reasürans şirketlerini kamu kurumları, uluslararası kuruluşlar, kalkınma finansmanı kuruluşları, yatırımcılar, reel sektör, akademi ve sivil toplumla buluşturan bir uygulama ve işbirliği platformu olması hedefleniyor.

Toplantıda açıklanan verilere göre sigorta sektörünün toplam prim üretimi, 2026 yılının haziran ayı sonunda geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 29 artarak 744 milyar liraya ulaştı. Sektörün aktif büyüklüğü 4,4 trilyon lira, ülke ekonomisine sağladığı fon ise 3,6 trilyon lira olarak kaydedildi. Aktif sigortalı sayısı 34,7 milyona yükselirken, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Otomatik Katılım Sistemi’nin (OKS) toplam fon büyüklüğü 2,4 trilyon liraya, tekil katılımcı sayısı 16,9 milyona çıktı.

Türkiye’de yüzde 2,62 düzeyinde bulunan sigorta penetrasyonunun önemli bir büyüme alanına işaret ettiği belirtildi. TSB, 2030’a kadar penetrasyon oranını yüzde 4,7’ye, prim üretimini ise 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

TSB Yönetim Kurulu, COP31’in yalnızca iklim hedeflerinin tartışıldığı bir zirveyle sınırlı kalmaması gerektiğini bildirdi. Birlik, toplantının somut uygulamaların, uluslararası ortaklıkların ve yeni finansman yöntemlerinin geliştirildiği bir platforma dönüşmesini amaçlıyor.

Sigortacılığın rolü hasar ödemekle sınırlı değil

TSB Başkanı Yaşar, COP31’in Türkiye’ye uluslararası bir organizasyona ev sahipliği yapmanın yanı sıra sigortacılık ve risk yönetimi alanındaki deneyimini dünyaya aktarma fırsatı sunduğunu söyledi. İklim değişikliğinin artık yalnızca gelecek nesilleri ilgilendiren bir konu olmadığını belirten Yaşar, gelişmelerin şehirleri, tarımı, sanayiyi, enerji altyapısını ve şirket bilançolarını doğrudan etkilediğini ifade etti.

Yaşar, bu nedenle sigortanın yalnızca hasar meydana geldikten sonra ödeme yapan bir sistem olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti. Sektörün veri, modelleme, risk mühendisliği ve finansman kapasitesinin risk ortaya çıkmadan önce kullanılması gerektiğini kaydeden Yaşar, şehirlerin, altyapıların, enerji yatırımlarının ve üretim tesislerinin tasarım aşamasından itibaren sigorta perspektifiyle ele alınması gerektiğini dile getirdi.

Risklerin doğru ölçülmesi, azaltılması, paylaşılması ve fiyatlandırılmasının yatırımları daha dayanıklı hale getireceğini belirten Yaşar, bunun finansmana erişimi de kolaylaştıracağını söyledi. COP31’de sigortanın iklim dönüşümünün yalnızca finansal güvencesi değil, aynı zamanda uygulama altyapısının temel unsurlarından biri olduğu mesajını vermek istediklerini aktardı.

Yaşar, Türkiye’nin Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) ve Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) gibi kamu-özel sektör risk paylaşımı modellerinden edindiği deneyimin uluslararası tartışmalara katkı sağlayabileceğini belirtti. Aşırı sıcaklıkların, doğal afetlerin, gelir kayıplarının ve iklim kaynaklı ekonomik kırılganlıkların toplumun farklı kesimlerini etkilediğine dikkati çekti.

İklim dayanıklılığının yalnızca binaları, fabrikaları ve altyapıyı korumaktan ibaret olmadığını söyleyen Yaşar, insanların yaşamlarını, gelirlerini ve geleceklerini güvence altına alacak finansal mekanizmalara da ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. Koruma açığının daraltılması, sigortaya erişimin yaygınlaştırılması ve kapsayıcı ürünlerin geliştirilmesinin kritik önem taşıdığını vurguladı.

Yaşar ayrıca COP31’in mikro sigorta, sosyal koruma modelleri ve daha geniş kitlelere ulaşabilecek sigorta çözümlerinin ele alınması açısından önemli bir fırsat sunduğunu kaydetti. Dayanıklılığın toplumun bütün kesimlerini kapsadığı ölçüde anlam kazanacağını belirten Yaşar, teknoloji, veri ve yeni ürün modellerinin daha fazla kişiye ulaşmak için kullanılması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Levent Kurnaz ise iklim değişikliğinin Türkiye ve dünya genelindeki ekonomik ve toplumsal sonuçlarını değerlendirdi. Kurnaz, ülkelerin karşı karşıya kaldığı iklim risklerinin aynı olmadığını belirterek, risklerin niteliği bakımından hangi ülkede bulunulduğunun önemli olduğunu ifade etti ve Türkiye’nin maruz kaldığı risklerle alınması gereken önlemleri örneklerle aktardı.

İklim risklerinde veri ve modelleme vurgusu

TSB Yönetim Kurulu Üyesi Neslihan Neciboğlu, iklim risklerinin yönetiminde veri ve modellemenin yanı sıra yeşil yatırımların ortaya çıkardığı yeni risk profillerinin doğru analiz edilmesi gerektiğini söyledi. Sigorta sektörünün hasar tecrübesinin iklim bilimi ve ekonomik maruziyet verileriyle birleştirilmesi halinde güçlü bir karar destek altyapısı kurulabileceğini belirtti.

Neciboğlu, ölçülemeyen risklerin sağlıklı biçimde yönetilemeyeceğini ifade ederek sigorta hasar kayıtları, iklim modelleri ve ekonomik faaliyet verilerinin birlikte değerlendirilmesinin yalnızca fiyatlandırma açısından değil, risklerin önlenmesi bakımından da değer taşıdığını kaydetti.

Rüzgar ve güneş enerjisi santralleri, batarya depolama sistemleri ve yeşil sanayi projelerinin inşaat, yangın, performans, işletme, iş durması ve tedarik zinciri gibi farklı riskler barındırdığına dikkati çeken Neciboğlu, bu yatırımların uzun vadeli ve finanse edilebilir olmasının sigortalanabilirlikle yakından bağlantılı olduğunu vurguladı.

Neciboğlu, Türkiye İklim Riski ve Sigorta Çalışması ile hangi bölgede hangi sektörün hangi iklim riskine ne ölçüde maruz kaldığını daha net ortaya koymayı amaçladıklarını söyledi. Verinin iklim dayanıklılığının, sigortanın ise yeşil dönüşümün uygulama altyapısının temel unsurlarından biri olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu