Mohamed El-Erian: Küresel Ekonomide İki Temel Risk Faktörü

Ünlü ekonomist Mohamed El-Erian, küresel ekonominin iki ana motorunun ciddi risklerle karşılaştığını belirtti.

Tanınmış ekonomist Mohamed El-Erian, küresel ekonominin son iki yılda beklenenden daha güçlü bir performans sergilediğini, bunun da büyük ölçüde ABD sermaye piyasaları ve Çin’in ihracat mekanizması sayesinde gerçekleştiğini ifade etti. Ancak El-Erian, bu iki büyüme kaynağının artık önemli risklerle karşı karşıya olduğunu vurguladı. Özellikle ABD’de borç ve varlık balonu endişeleri artarken, Çin’in ihracat modelinin küresel ticaret direnciyle sınandığını belirtti. Yatırımcılara, “ince kuyruklu” iyimser senaryolarına kapılmamaları konusunda uyarıda bulundu.

Küresel ekonomi ve finansal piyasalar, geçtiğimiz yıl ticaret savaşları, jeopolitik gerginlikler ve büyüme endişelerine rağmen güçlü bir seyir izledi. Ancak 2026 yılına girerken yaşanan dalgalı başlangıç, bu direncin kalıcı olmayabileceğini düşündürüyor. El-Erian, 2025’te küresel büyümeyi destekleyen iki temel “yüksek basınçlı fabrika” olduğunu belirtiyor. Bu iki motor, aynı zamanda sistemik risklerin de kaynağı haline gelmiş durumda.

İlk büyüme motoru, El-Erian’ın “ABD sermaye piyasası fabrikası” olarak tanımladığı yapıdır. Bu sistem, son yıllarda olağanüstü bir finansal mühendislik ve maliyet etkinliği gösterdi. ABD ekonomisi, değişen para politikası koşullarına rağmen yapay zeka odaklı büyük bir yatırım döngüsünü finanse edebildi. Bu süreç, yalnızca teknoloji yatırımlarını değil; şirket birleşmeleri, satın almalar ve hanehalkı finansmanını da destekledi. Ancak El-Erian, bu modelin yarattığı borç birikiminin, yapay zeka kaynaklı verimlilik artışının beklenildiği kadar hızlı gerçekleşmemesi durumunda ciddi bir finansal balon riskini beraberinde getirebileceğini ifade etti.

ABD tahvilleri ile doların aynı anda değer kaybetmesi, geçmişte nadir görülen bir durumdur ve bu, olası bir sert bilanço küçülmesi sürecinin büyüme ve finansal istikrar üzerinde baskı yaratabileceğini gösteriyor. Ayrıca, Japon tahvil piyasasında artan kırılganlık, küresel finans sistemine bulaşma riski taşıyor ve ABD piyasalarını dolaylı olarak etkileyebilir.

İkinci büyüme motoru ise Çin’in esnek ve uyum sağlayabilen ihracat modelidir. Çin, ABD’ye ihracatta yaklaşık %20’lik bir düşüş yaşamasına rağmen 1,2 trilyon dolarlık rekor dış ticaret fazlası elde etmeyi başardı. Bu durum, Pekin yönetiminin emlak sektöründeki zayıflık ve temkinli tüketici davranışlarına rağmen %5 civarında büyümeyi sürdürmesine yardımcı oldu. Aynı zamanda iç talebi canlandırmaya yönelik yapısal reformlar için zaman kazandırdı. Ancak El-Erian, Çin’in ihracat modelinin de zorluklarla karşılaştığını belirtiyor. Sorun sadece ABD’nin uyguladığı gümrük tarifeleri değil; Çinli üreticiler, yönlendirdikleri ihracatın Avrupa ve Asya’da ne ölçüde absorbe edilebileceğini test ediyor. Birçok ülke, Çin kaynaklı arz artışına karşı korumacı önlemler almaya başladı ve bu durum, Çin’in ihracata dayalı büyüme stratejisinin sürdürülebilirliğini belirsiz hale getiriyor.

El-Erian, yatırımcıları klasik “çan eğrisi” yaklaşımına güvenmemeleri konusunda uyarıyor. Ona göre, istikrarlı büyüme ve rekor varlık fiyatlarının ana senaryo olduğu “ince kuyruklu” dağılımlar artık geçerli değil. Merkezde yalnızca %50 olasılığa sahip bir ana senaryo bulunuyor ve bunun etrafında iki “kalın kuyruklu” ihtimal öne çıkıyor. Olumlu senaryoda, ABD’de yapay zeka ve Çin’de yeşil teknoloji kaynaklı verimlilik artışı beklenenden erken sonuç verebilir ve 1990’ları andıran bir yüksek büyüme dönemi başlayabilir. Olumsuz senaryoda ise küresel korumacılığın artması, tahvil ve döviz piyasalarında sert dalgalanmalara yol açabilir ve 1970’lere benzer stagflasyonist bir dönem ortaya çıkabilir.

El-Erian, yatırımcıların son yıllarda popüler olan “endeksi al ve bekle” yaklaşımına aşırı güvenmemesi gerektiğini vurguladı. Bunun yerine daha taktiksel, aşağıdan yukarıya bir strateji benimsemeleri gerektiğini ifade etti. Yapay zeka yatırımlarında yalnızca temel modelleri geliştiren şirketlere değil, teknolojinin benimsenme hızına ve gerçek kazananlara odaklanılması gerektiğini belirtti. Borç yatırımcılarının ise bilanço gücünü ve sermaye yapısındaki öncelik sırasını daha muhafazakâr bir şekilde değerlendirmesi gerektiğini söyledi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu