Montana’nın Citizens United karşıtı girişimi ve özerklik
Montana’nın Citizens United karşıtı girişimi, siyasi karanlık parayı sınırlamayı ve eyaletlerin federal politikalara karşı özerkliğini güçlendirmeyi amaçlıyor.
Montana, siyasi açıdan Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu bir eyalet olarak bilinse de kamuoyunun birçok konuda katı ideolojik çizgilerden çok pragmatik yaklaşımlar sergilediği görülüyor. Eyalet anayasasının 9. maddesi, Montana’da yaşayanların ve eyalet yönetiminin mevcut ve gelecek kuşaklar için temiz ve sağlıklı bir çevreyi koruma yükümlülüğünü açıkça ortaya koyuyor. Meclisin bu sorumluluğu uygulamak, çevresel yaşam destek sistemini bozulmaya karşı korumak ve doğal kaynakların makul olmayan biçimde tüketilmesini önlemek için yeterli düzenlemeleri yapması gerekiyor.
Bu yaklaşım, çevrenin tahrip edilmesinin Montana halkının çıkarına olmayacağı yönündeki temel bir kabulden ibaret. Ancak eyaletteki bazı zengin kömür yatırımcıları bu anlayışa karşı çıkıyor.
Girişime geniş destek
Montana, 2026’da yapılması planlanan bir referandum girişimiyle ABD Yüksek Mahkemesi’nin 2010 tarihli Citizens United kararına karşı çıkan ilk eyalet olmayı hedefliyor. Girişim, başka eyaletler tarafından da uygulanabilecek yenilikçi bir hukuki yöntem olarak değerlendiriliyor. Demokrasi yanlısı Issue One kuruluşunun geçen ay yayımladığı ankete göre Montana seçmenlerinin yüzde 74’ü öneriyi destekliyor. Bu oran, Cumhuriyetçiler ve bağımsız seçmenler arasında da çoğunluğa işaret ediyor.
Girişimin arkasındaki Transparent Election Initiative kuruluşunun kurucusu ve başkanı Jeff Mangan, Montana’da siyasi alanda çok fazla para bulunduğunu düşünmeyen biriyle henüz karşılaşmadığını söyledi. Vali ve iş çevreleri girişimin mahkemeler tarafından geçersiz kılınacağını savunurken destekçileri, eyaletlerin kendi sınırları içinde faaliyet gösteren şirketleri düzenleme konusunda doğal bir yetkiye sahip olduğunu belirtiyor.
Teklife göre, kurallara uymayan şirketlerin eyalet tüzüğü iptal edilebilecek. Destekçiler, eyaletlerin şirketleri “tüzel kişiler” olarak tanımlama ve bu kuruluşlara gerçek kişilerle aynı ifade özgürlüğü haklarını tanımama yetkisine sahip olduğunu düşünüyor. Loyola Marymount Üniversitesi hukuk profesörü Justin Levitt ise yaklaşımı, olumsuz anlamda kullanmadığını belirterek “yaratıcı hukukçuluk” olarak nitelendirdi.
Vali ve iş dünyası grupları girişime sert biçimde karşı çıkıyor. Buna karşın eski Montana Valisi ve eski Cumhuriyetçi Parti Ulusal Komite Başkanı Marc Racicot ile eski senatör Jon Tester, öneriyi desteklemek için birlikte çalışıyor. Racicot, Citizens United kararından bu yana siyasi sistemin yozlaştığını, milyarlarca doların kaynağı açıklanmayan saldırı reklamlarına aktarıldığını söyledi. Ona göre para, çok sayıda kuruluş ve grup üzerinden dolaştırıldığı için sonunda kimin tarafından harcandığı anlaşılamıyor.
Center for American Progress kıdemli uzmanı Tom Moore, siyasi harcamalara getirilecek sınırlamaların toplumda geniş destek gördüğünü belirterek “karanlık para”ya yönelik tepkinin ortaklaştığını ifade etti. Levitt ise böyle bir yasağın özel çıkar gruplarının etkisini tamamen ortadan kaldırmayacağı görüşünde. Ona göre düzenleme, Elon Musk gibi güçlü aktörlerin siyasi harcamalarını değiştirmeyecek.
“Yumuşak ayrılık” tartışması
Montana’nın Citizens United karşıtı girişimi hukuki açıdan önemli engellerle karşılaşabilir. ABD Anayasası’ndaki Üstünlük Maddesi bunların başında geliyor. Bununla birlikte eyaletler, federal sistemin kuruluşundan bu yana kendi yetkilerini koruma konusunda ısrarcı oldu. Yazar Christopher Armitage’ın “yumuşak ayrılık” olarak tanımladığı yaklaşım da bir eyaletin, vatandaşlarının çıkarlarına aykırı gördüğü federal politikalara doğrudan meydan okumak yerine bunların uygulanmasına destek vermemesi fikrine dayanıyor.
Armitage, muhafazakâr hukukçu Antonin Scalia’nın Printz v. United States davasındaki görüşlerine atıf yapıyor. Scalia’ya göre federal hükümet, eyaletleri belirli sorunları çözmeye zorlayamayacağı gibi eyalet görevlilerine federal bir düzenleme programını uygulama emri de veremez. Hukukçular Jessica Bulman-Pozen ve Heather Gerken bu yaklaşımı “işbirliksiz federalizm” olarak adlandırıyor. Buna göre eyalet, federal hükümetle doğrudan çatışmak yerine işbirliğini reddedebilir; bu da eyalet desteği olmadan birçok federal programın aksamasına yol açabilir.
Bu yaklaşımın tarihsel örneklerinden biri, İç Savaş öncesinde kuzey eyaletlerinin çıkardığı kişisel özgürlük yasalarıydı. Bu yasalar, 1850 tarihli Kaçak Köle Yasası’nın uygulanmasını büyük ölçüde zorlaştırdı. Federal yasa yürürlükte kalmasına rağmen, karşı çıkan eyaletlerin uygulamayı reddetmesi nedeniyle etkisini yitirdi.
Esrarın eyalet düzeyinde yasallaştırılması da benzer bir örnek olarak gösteriliyor. Eyaletler esrarı yasallaştırıp lisanslı satış noktaları oluşturduğunda, federal yasak büyük ölçüde uygulanamaz hale geldi; çünkü federal uyuşturucuyla mücadele kurumlarının eyalet polis gücü bulunmuyor. Armitage, yeterli sayıda eyaletin aynı yönde hareket etmesi durumunda federal politikanın etkisinin sınırlanabileceğini savunuyor.
Eyaletlerin demokrasi ve iklim alanlarında da kendi mekanizmalarını oluşturduğu belirtiliyor. On eyalet, federal yasanın ötesine geçen kendi oy kullanma hakkı düzenlemelerini yürürlüğe koydu. Colorado, federal kurumların müdahil olmadığı bir sistemde kâğıt oy pusulalarını risk sınırlayıcı denetimlerle sayıyor. İklim politikalarında ise eyaletler kendi programlarını yürütüyor; Climate Alliance’a bağlı 24 vali, ulusal ekonominin yaklaşık yüzde 60’ını temsil ediyor. Ayrıca 11 eyaletli Bölgesel Sera Gazı Girişimi, elektrik santrallerinden kaynaklanan emisyonların yarıdan fazla azalmasını sağladı.
Federal politikaya karşı yerel kapasite
Armitage, bu süreci bir “zarar azaltma” yöntemi olarak değerlendiriyor. Ona göre kendi kapasitesini geliştiren bir eyalet, gerektiğinde federal sistemin sunduğu imkânlardan bağımsız hareket edebilir. Federal hükümet sosyal güvenlik ağını zayıflatırken ve siyasi tercihleriyle uyuşmayan bölgelere yönelik yaptırım gücünü artırırken, eyaletler kendi alternatiflerini kurarak yurttaşlarını koruyabilir.
Şirketlerin, kuruluş belgelerini düzenleyen eyaletlerle hukuki bağa sahip olması da tartışmanın temel noktalarından biri. Bu nedenle destekçiler, eyaletlerin kendi sınırlarında faaliyet gösteren şirketleri düzenleme yetkisine sahip olduğunu savunuyor. Ancak benzer girişimlerin federal hukukla çatışması mümkün. Nitekim federal bir yargıç bu ay New York’un iklim süper fonu yasasını federal hukukun önceliği gerekçesiyle iptal etti. Vermont’taki benzer düzenleme de federal hükümetin itirazıyla karşı karşıya.
Montana’nın Citizens United karşıtı girişimi, yalnızca siyasi harcamaların sınırlandırılmasıyla ilgili bir teklif değil; aynı zamanda eyaletlerin federal politikalar karşısındaki hareket alanını test eden bir girişim niteliği taşıyor. Eyalet hakları ilkesinin yalnızca Cumhuriyetçilerin yönettiği bölgeler için geçerli olduğu eleştirileri sürerken Montana örneği, çevre ve demokrasi politikalarında bu tartışmanın farklı bir yöne evrilebileceğini gösteriyor.




