Lübnan’da Ateşkes Umutları: Diplomasi ve Gerçeklik Arasında Denge
Lübnan ve İsrail arasındaki ateşkes müzakereleri, diplomatik iyimserlik ve sahadaki gerçeklik arasında temkinli bir bekleyişle sürüyor.
Lübnan ile İsrail arasındaki çatışmaların sona erdirilmesi amacıyla yürütülen uluslararası arabuluculuk çabaları önemli bir dönemece girdi. ABD ve diğer bölgesel aktörlerin sunduğu taslak metinler üzerinden devam eden müzakerelerde, ‘ateşkes’ kelimesinin daha sık duyulmaya başlanması dikkat çekiyor. Ancak Beyrut yönetimi, geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler ve sınır hattındaki belirsizlikler nedeniyle temkinli bir iyimserlik sergiliyor. Lübnan tarafı, saldırıların durmasını öncelikli bir hedef olarak belirlese de, egemenlik haklarından ödün vermeden bir çözüm arayışında olduğunu vurguluyor.
Müzakere sürecinin merkezinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının eksiksiz bir şekilde uygulanması bulunuyor. Taslak metne göre, Hizbullah’ın Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesi ve bu bölgeye Lübnan Ordusu ile UNIFIL güçlerinin yerleştirilmesi öngörülüyor. Ancak Lübnan hükümeti, İsrail’in ateşkes sonrası olası tehdit durumlarında hava sahasını veya karasını kullanma isteğine kesin bir dille karşı çıkıyor. Beyrut, bu durumun ülke egemenliğini ihlal edeceğini belirterek, uluslararası denetim mekanizmasının daha tarafsız bir yapıya kavuşturulmasını talep ediyor.
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Necip Mikati’nin yürüttüğü diplomatik çabalar, Hizbullah’ın ateşkes şartlarını incelemesiyle devam ediyor. Sahadaki askeri dengeler, diplomatik müzakerelerdeki pazarlık gücünü doğrudan etkiliyor. İsrail’in sınırın güneyindeki stratejik noktalara yönelik operasyonları sürerken, Beyrut’un temkinli duruşu, yalnızca bir metne imza atmanın ötesinde, bu metnin sahada kalıcı bir barışı sağlayıp sağlamayacağına dair duyulan endişeden kaynaklanıyor. Özellikle garantör ülkelerin (ABD ve Fransa) sahadaki ihlalleri nasıl denetleyeceği, anlaşmanın önündeki en büyük engellerden biri olarak öne çıkıyor.
Ateşkesin siyasi boyutunun yanı sıra, Lübnan’ı bekleyen en büyük zorluk, yerinden edilmiş bir milyondan fazla insanın geri dönüş sürecidir. Lübnanlı yetkililer, bir ateşkes ilan edilse bile, güneydeki altyapının büyük ölçüde tahrip edilmiş olması ve patlamamış mühimmat riski nedeniyle halkın güvenli bir şekilde geri dönüşünün aylar alabileceğini ifade ediyor. Bu bağlamda Beyrut, yalnızca askeri bir duruş değil, aynı zamanda ülkenin yeniden inşası için uluslararası mali destek talep ediyor. Dolayısıyla Lübnan’ın temkinli tutumu, hem askeri güvenlik hem de toplumsal sürdürülebilirlik kaygılarını bir arada barındırıyor.




