Türk Tekstil Sektöründe İhracat Mücadelesi ve Rekabet Sorunları
Türk tekstil sektörü, zorlu koşullara rağmen ihracatını sürdürmeye çalışıyor. Rekabet baskısı ve maliyet artışları sektörü zorluyor.
Türk tekstil sektörü, son iki yıl içinde küresel talep daralması, döviz kurlarındaki baskı, finansmana erişimdeki zorluklar ve üretim maliyetlerindeki hızlı artış gibi etkenler nedeniyle oldukça zor bir dönemden geçiyor. Avrupa pazarındaki siparişlerin azalması, düşük maliyetli üretim yapan ülkelerin rekabetçi fiyatları ve iç piyasada artan enerji ile işçilik maliyetleri, sektörün rekabet gücünü ciddi şekilde tehdit ediyor. Ancak, sektör temsilcileri üretim kapasitelerini koruyarak ihracat performanslarını sürdürmeye çalışıyorlar.
Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin, mevcut durumu değerlendirirken, 2025 yılının tekstil sektörü açısından yüksek enflasyon, artan maliyetler ve küresel belirsizliklerin yoğun bir şekilde hissedildiği bir dönem olacağını belirtti. Tüm bu zorluklara rağmen UTİB’in yıl sonunda 1 milyar 222 milyon doları aşan bir ihracat rakamına ulaşacağını ifade eden Engin, Aralık ayında ihracatın yüzde 9,5 artış göstererek 105 milyon dolara yaklaşmasının, firmaların üretimden kopmadığını gösterdiğini vurguladı. Bu rakamların yalnızca ekonomik veriler değil, aynı zamanda sektörün ayakta kalma iradesinin bir göstergesi olduğunu da belirtti.
Engin, Türk tekstil sanayisinin en önemli sorunlarından birinin enflasyon ile döviz kuru arasındaki dengenin bozulması olduğunu dile getirdi. Enerji ve işçilik maliyetlerindeki artışın kârlılığı hızla erittiğine dikkat çeken Engin, özellikle Avrupa pazarında Türk üreticilerin, Asya ve Mısır merkezli rakiplerle fiyat rekabetinde zorlandığını kaydetti. Avrupalı markaların alternatif tedarikçilere yönelme eğilimlerinin arttığını da sözlerine ekledi.
Ayrıca, Avrupa Birliği’nin MENA bölgesinde yeni üretim üsleri kurma olasılığının Türk tekstil sektörü için stratejik bir risk oluşturduğuna da dikkat çekti. Bu durumun yalnızca mevcut siparişleri değil, orta vadede tedarik zinciri yapısını da etkileyebileceğini ifade etti.
Engin, sektörün yeni dönemde yalnızca piyasa koşullarına bırakılmaması gerektiğini vurgulayarak, 2026 yılına girerken döviz politikası, enerji maliyetleri, işçilik giderleri, finansmana erişim ve dış ticaret düzenlemelerini kapsayan kapsamlı bir destek çerçevesine ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Avrupa’daki alıcıların sosyal uygunluk ve çevresel standartlara yönelik taleplerinin artık fiyat kadar belirleyici hale geldiğini ifade eden Engin, bu değişime uyum sağlayan firmaların rekabet avantajı elde edeceğini söyledi.
Engin, UTİB olarak temel hedeflerinin yalnızca ihracat rakamlarını korumak olmadığını, aynı zamanda sektörün daha verimli, dijital ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasını sağlamak olduğunu vurguladı. Türk tekstil sektörünün Avrupa için hâlâ güçlü bir tedarik merkezi olduğunu belirten Engin, bu konumun korunmasının ancak dönüşümün doğru bir şekilde yönetilmesiyle mümkün olabileceğini ifade etti.




