Rekabet İle İyi İlişkiler Bir Arada Olabilir
Türkiye, rekabet ve işbirliğini dengede tutarak uluslararası ilişkilerde önemli bir rol üstleniyor.
Rusya’nın, Türkiye’nin Karadeniz’deki stratejik konumunu göz önünde bulundurarak, bölgedeki rekabetin doğu-batı eksenine kaymamasını memnuniyetle karşıladığı ifade ediliyor.
Avrupa, Rus işgali tehdidi altında olduğu kadar zayıf değil. Ancak bu durum, Avrupa’nın savunma alanında daha fazla ilerleme kaydetmesi gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.
Bu yazıma, eski bir öğrencimin yönelttiği bir soru ile başlamak istiyorum. Öğrencim, “Ülkemiz, Batı ve Rusya arasında tamamen zıt bir cepheleşme ortamında nasıl dengeli bir siyaset izleyebiliyor?” diye sordu. İlk bakışta basit görünen bu sorunun yanıtı, derin düşünmeyi gerektiriyor. Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz üzere, Avrupalılar, Rusya’nın Batı Avrupa’ya doğru genişlemesini en büyük tehdit olarak algılıyorlar. Türkiye ise, Rusya’nın Avrupa’ya yönelik genişleme arzusunu kabul etmesine rağmen, bunun için Rusya’nın Avrupa’nın kendisini tehdit ettiğine inanması gerektiğini vurguluyor. Günümüzde, Ukrayna’da bile istediğini elde edemeyen bir Rusya’nın yeni bir askeri hamle yapmadan önce uzun uzun düşünmesi gerektiği aşikâr. Bu durum, Avrupa’nın Rus işgali tehdidi altında olduğu kadar zayıf olmadığını gösteriyor. Ancak bu değerlendirme, Avrupa’nın savunma alanında daha fazla ilerleme kaydetmesi gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.
Türkiye’nin Stratejik Farkındalığı
Türkiye, Rusya’nın Güney yönünde genişleme isteğinin farkında. Tarihsel olarak, Çarlık Rusya’sı 19. yüzyılda Akdeniz’e ulaşma ve Türk boğazlarını kontrol etme çabaları içinde olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Çanakkale’yi zorlayan donanmalarda Çarlık Rusya’sına ait gemiler de yer alıyordu. Komünistler, Türk kurtuluş mücadelesine olumlu bakmalarına rağmen, Türk boğazlarından askeri geçişlere büyük ilgi göstermişlerdir. Barış sürecinin başlamasıyla birlikte, Türk boğazlarının statüsü üzerine yapılan tartışmalara katılmayı görev edinmişlerdir.
Türkiye, Türk boğazlarından geçen ticari ve askeri trafiğin Lozan ve Montrö Sözleşmeleri’ne uygun şekilde düzenlenmesi için çaba göstermiştir. 1960’lı yılların sonunda, Mısır donanmasından bir grup gemi Karadeniz’deki Sovyet limanlarını ziyaret etmek üzere yola çıkmış ve Çanakkale Boğazı’ndan geçiş yapmaya çalışmıştı. Ancak Mısırlı denizcilerin Montrö Sözleşmesi’nden habersiz olduğu anlaşılmış ve Türk zırhlıları tarafından durdurulmuşlardı. Diplomatik bir nezaketle, Mısır gemileri İstanbul’da konuk olarak ağırlandı.
Karadeniz’deki Güç Dengesi
Rusların, Türklerin kurallara sıkı sıkıya bağlı kalmasından rahatsız olsalar da, Türkiye’nin Karadeniz’de yeni bir cephe oluşmasına izin vermemesi ve bölgeyi doğu-batı rekabetine açmaması Rusya tarafından olumlu karşılanmıştır. Türkiye, Rusya’nın Gürcistan’ı işgali sırasında bile boğazları donanmalara kapatmıştır. ABD’nin Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya ile işbirliği yaparak Türk boğazlarını kullanmadan Karadeniz’e ulaşma çabaları ve Avrupa Birliği’nin bu ülkeleri kullanarak Karadeniz gücü olma iddiaları, Türkiye’nin olumsuz görüş bildirmesiyle sonuçlanmıştır. Ukrayna’nın, Rus donanmasını güvenlik nedeniyle daha korunaklı limanlara çekmeye zorlaması, Rusya’nın Karadeniz’de büyük bir deniz gücüne sahip olmadığını göstermektedir. Bu bağlamda, Batı’nın deniz gücünü artırmaktan kaçınması, deniz çatışmalarını önlemenin en mantıklı yolu olarak görünmektedir.
Türkiye’nin Rusya’ya karşı izlediği strateji, rekabet ve işbirliğini bir arada yürütmektir. Rusya’nın Güney’e genişleme isteği, Türkiye için hoş karşılanmayacak bir durumdur. Bu olasılığa karşı koymak, Türkiye’nin NATO’ya katılmasının ve stratejik bir konum elde etmesinin önemli nedenlerinden biri olmuştur. NATO’nun işlevselliğini yitirmesi durumunda, Türkiye Avrupa savunma mimarisinde önemli bir rol üstlenecek ve Rusya’nın Güney’e inme hevesine karşı duracaktır.
Çatışmanın Bedeli ve İşbirliği İhtiyacı
Rusya’nın Avrupa’ya genişleme isteği konusunda şüpheler varsa, buna karşı koymak için güçlü bir irade gereklidir. Ortak çıkarlar doğrultusunda işbirliği yapmak ve karşılıklı bağımlılıkları geliştirmek, çatışmanın bedelini artırmak adına önemlidir. Avrupa’nın Rusya politikası, şu anda Rusya’yı sorun yaratan bir ülke olarak gören Amerikan baskısının etkisi altındadır. Türkiye ise, Rusya ile yakın ilişkiler kurmanın çatışma olasılığını azaltacağına inanarak, tam ters bir siyaset izlemektedir. Geçmişte, Amerikan baskısı artmadan önce Batı Avrupa ülkeleri Rusya ile daha dostane ilişkiler geliştirebiliyorlardı. Trump döneminde Rus-Amerikan ilişkileri daha olumlu bir seyir izlemeye başlamış, yeni başkan, Avrupa’yı farklı bir tutum izlemeye davet etmiştir.
Sonuç olarak, Rusya’nın uluslararası ilişkilerdeki rolünü yeniden tanımlama çabası, süper güç olma hedefinin gerisinde kalmasına neden olmaktadır. Bu süreç zorlu olsa da, Avrupa’nın Rusya ile güvenlik mimarisinde bir yer vermesi ve buna uymadığı takdirde sert karşılık göreceğini hatırlatması gerekmektedir. Türkiye’nin, rekabetçi ilişkiler yürütürken aynı zamanda iyi ilişkiler kurabilmesi, diğer ülkeler için de örnek teşkil edebilir.




