İran Savaşı’nın Ekonomik Etkileri: Tarım ve Alüminyum Sektörleri Tehdit Altında
İran savaşı, enerji dışında tarım ve alüminyum sektörlerinde de ciddi ekonomik etkiler yaratıyor.
Uzmanlar, ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmanın dünya ekonomisi üzerinde yalnızca enerji piyasalarıyla sınırlı kalmayan geniş kapsamlı etkiler yaratacağını belirtiyor. Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar, gübre arzını tehdit ederken, bu durum küresel tarım ve gıda fiyatlarında yeni bir şok dalgası riski oluşturuyor. Ayrıca, alüminyum piyasasında da maliyet baskıları artış gösteriyor. Tedarik zincirlerindeki kırılganlık nedeniyle dünya ekonomisinin yeni bir krizle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor.
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgali sırasında yaşanan enerji ve emtia fiyatlarındaki sert yükselişin benzeri bir durum günümüzde de yaşanmakta. Brent petrol fiyatları kısa sürede %50’den fazla artarken, küresel borsalarda da önemli düşüşler gözlemleniyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) akışının yaklaşık %20’sini riske atmış durumda. Ancak uzmanlar, asıl tehlikenin enerji dışındaki sektörlere yayılacak ikinci dalga etkileri olduğunu vurguluyor.
Modern tarım, azot bazlı gübrelere bağımlı ve Körfez bölgesi bu açıdan kritik bir rol oynamakta. Küresel deniz yoluyla taşınan ürenin yaklaşık %50’si, amonyak arzının %30’u ve toplam gübre ticaretinin üçte biri Hürmüz Boğazı üzerinden geçiyor. Son gelişmelerle birlikte üre fiyatları %50’den fazla artarken, LNG arzındaki daralma da üretim maliyetlerini yükseltiyor. Bu durum, küresel gübre arzında ciddi aksamalara yol açabilir.
Gübre şoku, özellikle mısır üretimini olumsuz etkileyecek. Mısır, yüksek azot gerektiren bir ürün olup, ABD küresel üretimin üçte birini karşılamaktadır. Ancak Hürmüz üzerinden gelen gübre sevkiyatlarının gecikmesi, Nisan-Mayıs ekim sezonunu riske atıyor. Uzmanlara göre, ABD’li çiftçiler 1,5 milyon hektara kadar mısır yerine soya ekebilir. Bu durum, gıda fiyatlarının küresel ölçekte artmasına ve et, süt ile tavuk fiyatlarının yükselmesine yol açabilir.
ABD’de 2025’te et fiyatlarının %15 artması, 2026’da ise gıda enflasyonunun %3,1 seviyesine ulaşması bekleniyor. Ancak gübre şoku bu rakamları daha da yukarı çekebilir. Düşük gelirli haneler, gelirlerinin yaklaşık üçte birini gıdaya harcadıkları için en büyük yükü taşıyacak. Gelişmekte olan ülkelerde ise gübre krizinin etkileri daha sert hissedilecek. Stratejik rezervlerin sınırlı olması, tarım sübvansiyonlarının zayıf olması ve mali alanın dar olması, bu ülkeleri daha kırılgan hale getiriyor. Özellikle Sahra Altı Afrika’da küçük fiyat artışları bile üretimi tehdit edebilir. BM Dünya Gıda Programı’na göre, savaşın uzaması durumunda 45 milyon kişi daha açlık riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Enerji ve tarım sektörlerinin ardından alüminyum sektörü de bu krizden etkileniyor. Körfez ülkeleri, küresel alüminyum arzının %20’sini ihraç etmekte ve %8’ini üretmektedir. Savaş sonrası alüminyum fiyatları ilk etapta %15 artarken, daha sonra kısmen gerilese de hâlâ %6 daha yüksek seviyelerde kalmaya devam ediyor. Artan maliyetler, otomotiv, havacılık, inşaat, elektronik ve beyaz eşya gibi sektörlere yansıyacak ve sonuç olarak tüketici fiyatlarında yeni bir artış dalgası kaçınılmaz hale gelecek.
Son beş yılda yaşanan COVID-19, Rusya-Ukrayna savaşı ve Hürmüz krizi, tedarik zincirlerinin aşırı kırılgan olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, jeopolitik gerilimlerin artması, iklim risklerinin büyümesi ve tedarik kesintilerinin artık bir istisna olmaktan çıktığını belirtiyor. Yeni normal, sık ve maliyetli şoklar olarak tanımlanıyor. Küresel ekonomi için verimlilikten ziyade dayanıklılık öncelik haline gelmiş durumda.




