The Peninsula İstanbul: Üç Yılda Değer Yaratan Lüks Deneyimi
The Peninsula İstanbul, üç yılda turizmde yarattığı değer ve lüks deneyimi ile dikkat çekiyor. Yönetici görüşleriyle detaylar burada.
Son yıllarda turizm alanında öne çıkan “sessiz lüks” kavramının en belirgin temsilcilerinden biri olan The Peninsula Hotels, yalnızca 12 konaklama tesisi ile dünya çapında kendine has bir yer edinmiştir. Üç yıl önce 300 milyon Euro’luk bir yatırımla kapılarını açan The Peninsula İstanbul, performansı ve yarattığı değer zinciri ile dikkat çekiyor. Tesisin üst düzey yöneticileri, bu başarıyı ve stratejileri EKONOMİ’ye değerlendirdi.
The Peninsula’nın hikayesi, 160 yıl önce The Hongkong Hotel Company’nin kuruluşu ile başlamış ve Sir Elly Kadoorie’nin 1890 yılında şirkete ortak olması ile şekillenmiştir. 1923 yılında The Shanghai Hotels’in satın alınması ile The Hongkong and Shanghai Hotels (HSH) oluşmuştur. Günümüzde HSH’nin yönetiminde Kadoorie ailesinin 3. kuşağından Sir Michael Kadoorie ve 4. kuşak temsilcisi Philip Lawrence Kadoorie bulunmaktadır. 2023 yılında Karaköy’de açılan The Peninsula İstanbul, HSH felsefesinin tüm unsurlarını yansıtan yeni bir girişim olarak dikkat çekiyor.
Doğuş ve Bilgili ile birlikte yapılan 150 milyon Euro’luk yatırımın ardından, 177 odalı tesis, ilk tam faaliyet yılında 44 milyon Euro gelir elde etti. 2025’in ilk yarısında gelirini yüzde 31 oranında artırmayı başardı. Geçtiğimiz hafta İstanbul’a gelen The Hongkong and Shanghai Hotels, Limited’in Ticari Direktörü Julien Munoz ve The Peninsula İstanbul Genel Müdürü Jonathan H. Crook ile şirketin yatırım ve yönetim stratejilerini konuştuk. Sohbetimizde, markayı küresel ölçekte yüksek performansa taşıyan yedi temel unsur öne çıktı.
Türk Misafirperverliğinin Önemi
Yirmi yılı aşkın süredir The Peninsula bünyesinde yöneticilik yapan J. H. Crook, misafirlerin rahat bir ortam aradığını ancak aynı zamanda sunulan zarif hizmeti de takdir ettiklerini belirtti. Türk kültüründeki misafirperverliğin, çalışanlarla misafirler arasında doğal bir bağ kurmada önemli bir rol oynadığını vurguladı. Crook, “Otelimizde misafirperverliğin bu toprakların DNA’sında olduğunu fark ediyorsunuz. Dünyada bu DNA’nın aktığı belirli ülkeler var. Bu, aile ve dayanışma kültürü ile ilgilidir ki Türk aileleri bunu çok iyi sergiliyor. Bu durum, çalışanlar aracılığıyla günlük hayata da yansıyor. Yani harika bir ürünle birleşen mükemmel Türk misafirperverliği mevcut” dedi.
Geri Bildirim ve Kriz Yönetimi
Crook, ziyaretçilerin deneyimlerini karmaşadan uzak bir şekilde yönetmek ve kendilerini evlerinde hissettirmek için çaba gösterdiklerini ifade etti. “Sektörde herkes geri bildirimden bahsediyor ama biz, bu felsefeyi ruhunda barındıran bir kültürle çalışıyoruz. Misafirlerden gelen olumlu geri bildirimlerin arkasındaki neden de bu” diye ekledi. Ayrıca, The Peninsula İstanbul’un açılışının 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri dönemine denk geldiğini hatırlatarak, kriz dönemlerinde hizmet kalitesini korumanın ve finansal performansı yönetmenin yollarını bulmanın önemine değindi.
Çalışanların Önceliği
İstanbul’da 550 tam zamanlı personel için günlük 5 öğün yemek sunan bir restoran, spor salonu, kütüphane ve uyku kapsülleri gibi olanaklar sağlanıyor. Crook, “Bir oteldeki en değerli varlığınız personelinizdir” diyerek, SARS ve COVID dönemlerinde çalışanlarını işten çıkarmayan bir şirket olduklarını vurguladı. “Eğer harika bir personeliniz varsa başarılı olursunuz. Biz asla işten çıkarma gibi radikal kararlar almayız. Kesintileri, misafir deneyimini etkilemeyecek şekilde daha incelikli yollarla yaparsınız” dedi.
Yerel Talep ve Yeni Nesil Beklentileri
The Peninsula İstanbul, farklı beklentilere sahip misafirleri ağırlarken, aynı zamanda İstanbullular için de bir çekim merkezi olmayı hedefliyor. Crook, Gallada by Fatih Tutak’a gelenlerin yüzde 70’inin Türklerden oluştuğunu belirtti. Ayrıca, otelin ünlü çay saati geleneğinin İstanbul’da da sürdüğünü ve özel etkinliklere olan talebin arttığını ifade etti. Julien Munoz, insan odaklı bir şirket olarak, yeni neslin beklentilerine uyum sağlamak için çalıştıklarını belirtti. “Kuşaklar değişiyor. Yönetimde dördüncü kuşak temsilcisi olan Philip Kadoorie, 34 yaşında. Onun bakış açısı sayesinde yeni nesli daha iyi anlayabiliyoruz” dedi.
Doğallık ve Zaman Yönetimi
Munoz, yeme-içme alanında önemli değişiklikler olduğunu vurguladı. “Geçmişte insanlar otelde konaklar ama yemeğe şehre giderlerdi. Şimdi restoranlarımız şehirdeki en popüler mekanlar gibi değerlendirilmeli. Restoranlara karakter kazandırmak, menüde çeşitlilik sunmak ve halkla kurduğumuz bağı güçlendirmek önemli” dedi. Ayrıca, yeni neslin katı formalitelerden hoşlanmadığını ve doğallığa önem verdiğini belirterek, marka zarafetini ve samimiyetini kaybetmeden pratik bir hizmet sunmaya odaklandıklarını ifade etti. Ziyaretçilere esnek zaman yönetimi imkanı sunan “Peninsula Time” programı ve kişisel mesajlaşma hizmeti PenChat, misafirlerin tüm ihtiyaçlarını lüks bir şekilde karşılıyor.




