Trump ve Türkiye İlişkilerinde Yeni Dönem: Lobiler ve Pazarlıklar

Trump yönetimi, Türkiye ile ilişkilerde lobilerin etkisi altında kalabilir. Yeni Kongre dengeleri ve NATO Zirvesi süreci kritik.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, Ermeni soykırımını tanıma sürecinin başladığını duyurması, Amerikan Kongresi’nde İsrail yanlısı grupların Yunan ve Ermeni lobileriyle benzer bir çizgide hareket etmeye başlayacağının ilk göstergesi olarak değerlendirilmeli.

KAAN motorları için bir satış anlaşması imzalanmış olsa bile, teslimatların birkaç yıl alacak olması, 2027 ara seçimleri sonrasında oluşacak yeni Kongre dengelerinin ihracat lisansları ve teknoloji transferi konularını yeniden gündeme getirebileceğini gösteriyor. Bu nedenle, Trump yönetiminin mevcut desteği, Ankara için kalıcı bir güvence sağlamıyor.

Kasım ayında ABD’de Kongre’nin yaklaşık üçte birinin değişeceği ara seçimler yapılacak. Kamuoyu yoklamaları, özellikle İran savaşı ve ekonomik sorunlar nedeniyle Trump ve Cumhuriyetçiler için pek olumlu sonuçlar vermiyor.

Şu an mevcut olan tüm işaretler bu yönde.

7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, yalnızca ittifakın geleceğine dair rutin bir toplantı olmayacak; aynı zamanda Türkiye-ABD ilişkilerinin son yıllardaki en kritik sınavlarından birine sahne olacak.

ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye katılacağını açıklaması ve Türk savunma sanayisine 700 milyon dolardan fazla motor ve ekipman satışının Kongre itirazlarına rağmen ilerletilmesi, Washington’da uzun süredir devam eden bir güç mücadelesinin görünür hale gelmesine neden oldu.

Trump yönetimi, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Türkiye’ye yönelik 700 milyon doları aşan savunma ekipmanı satışını Kongre’nin standart inceleme sürecini beklemeden resmi olarak duyurdu. Bu adım üzerine Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin kıdemli Demokrat üyesi Gregory Meeks, Trump yönetiminin Amerikan Kongresi’nin denetim yetkisini bilinçli olarak devre dışı bıraktığını belirtti. Meeks, Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye KAAN uçaklarında kullanılmak üzere motor satışı için sunduğu acil durum gerekçesinin ne olduğunu, S-400 sisteminin etkisiz hale getirilip getirilmediğini ve ABD-Türkiye ilişkileri ile bölgesel güvenlik dengeleri konusunda Kongre’yi bilgilendirmediğini vurguladı. Böyle bir satışın mutlaka Kongre onayından geçmesi gerektiğini ifade etti.

Ancak Meeks’in itirazlarına rağmen, Amerikan sistemi Başkan’a büyük yetkiler tanıyor.

Silah satışları için Kongre’nin inceleme süreci güçlü bir gelenek olsa da, Başkan’ın veto yetkisi ve yürütmenin geniş dış politika alanı nedeniyle süreç yalnızca Kongre üyelerinin itirazlarıyla durmuyor. Satışın tamamen engellenebilmesi için hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’nun ortak bir red kararı alması ve ardından Başkan’ın vetosunun üçte iki çoğunlukla aşılması gerekiyor. Bu, Amerikan siyasi tarihinde oldukça nadir bir durum.

Dolayısıyla mevcut aşamada siyasi irade, hala satıştan yana görünüyor.

Erdoğan ve “Başkanlar Arası Diyalog” Süreci

Ancak mesele yalnızca Türkiye’ye silah satışına dair hukuki prosedürlerle sınırlı değil.

Türkiye, uzun yıllar Washington’da Ermeni ve Yunan lobilerinin baskısını, İsrail yanlısı çevrelerle geliştirdiği stratejik ilişkiler sayesinde önemli ölçüde dengeleyebildi. Soğuk Savaş döneminde ve 1990’lı yıllarda Türkiye-İsrail stratejik ortaklığı, yalnızca Ortadoğu’yu değil, Amerikan Kongresi’ndeki dengeleri de etkiliyordu.

Ancak 7 Ekim 2023’teki İsrail’e yönelik Hamas saldırıları sonrasında başlayan bölgesel savaş, Gazze krizi ve Ankara-Tel Aviv arasındaki sert siyasi kopuş, bu durumu köklü bir şekilde değiştirdi.

Bugün İsrail, Türkiye’yi bölgesel bir rakip olarak tanımlarken, zaman zaman “bir sonraki İran” olarak nitelendiriyor. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın Ermeni soykırımını tanıma sürecini başlattığını açıklaması, Amerikan Kongresi’nde İsrail yanlısı isimlerin Yunan ve Ermeni lobileriyle benzer bir çizgide hareket edeceğinin ilk işareti olarak kabul edilmeli.

Nitekim Kongre’deki New Jersey Temsilcisi Josh Gottheimer’in Türkiye’ye KAAN uçaklarında kullanılmak üzere General Electric motorlarının satışına açıkça karşı çıkması, Washington’daki bu yeni ittifakın somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Son dönemde Türkiye, ABD ile ilişkilerde, Amerikan Kongresi’ndeki dengeleri değiştirmek yerine, doğrudan “liderler arası kişisel ilişki” temelli bir yaklaşım izliyordu. Trump’ın Ankara zirvesine katılma kararını Cumhurbaşkanı Erdoğan’a büyük övgülerle açıklaması ve yönetimin KAAN motorları konusundaki inisiyatifi, bu yöntemin ABD’deki mevcut yönetim tarafından hevesle sürdürüldüğünü gösteriyor.

Orta ve Uzun Vadede Türkiye’nin Durumu

“Devlet başkanları arası diyalog sistemi” şu anda işliyor gibi görünüyor. Ancak asıl mücadele orta ve uzun vadede yaşanacak gibi duruyor.

ABD yönetim sistemi yalnızca Başkan’dan ibaret değil. S-400 krizi çözülemediği için Türkiye’nin maruz kaldığı CAATSA yaptırımları hâlâ geçerliliğini koruyor. Türkiye’nin F-35 yeni nesil savaş uçağı programından çıkarılmasına dair hükümler Kongre tarafından yasalaştırılmış durumda.

Trump, bazı satışları ilerletebilse de Kongre, her yıl kabul edilen Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na (NDAA) yeni kısıtlayıcı hükümler ekleyerek Başkan’ın hareket alanını daraltabilir.

Üstelik kasımda ABD’de Kongre’nin yaklaşık üçte birinin değişeceği ara seçimler yapılacak. Kamuoyu yoklamaları, özellikle İran savaşı ve ekonomik verilerdeki bozulma nedeniyle Trump ve Cumhuriyetçiler için pek iç açıcı sonuçlar vermiyor.

KAAN savaş uçağı motorları için bir satış anlaşması imzalanmış olsa bile, motorların teslimat süreci birkaç yılı bulacağından, 2027 ara seçimleri sonrasında oluşacak yeni Kongre dengeleri, ihracat lisansları ve teknoloji transferi konularını yeniden tartışmaya açabilir.

Bu durum, Ankara açısından esas meselenin, Trump yönetimi tarafından sağlanan siyasi desteğin kalıcı bir güvence anlamına gelmediği gerçeğini ortaya koyuyor.

Avrupa’nın Türkiye’yi Dışlama Eğilimleri

Türkiye, ABD ile ilişkilerini Trump üzerinden yürütmeye çalışırken, Avrupa’da Türkiye’yi dışlama eğilimlerinin giderek arttığı ayrı bir mesele olarak karşımıza çıkıyor.

Orta Doğu ülkelerinin neredeyse tamamının liderleri davetli iken, Türkiye’nin NATO Zirvesi öncesindeki en kritik toplantılardan biri olan Fransa’daki G-7 zirvesinden dışlanması dikkat çekici bir durumdu.

G-7 sonrasında Berlin’de bir araya gelen Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Polonya liderleri, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Avrupa’nın ortak güvenlik stratejisini tartıştı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin de çevrimiçi katıldığı bu toplantının Türkiye’den katılım olmadan gerçekleştirilmesi dikkat çekici bir durumdu.

NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan ve zirveye ev sahipliği yapacak Türkiye’nin, Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisine ilişkin ön hazırlık toplantısında yer almaması, kıtanın savunma vizyonunun giderek daha dar bir Avrupa çekirdeği tarafından şekillendirildiğini gösteriyor.

Bu durum, Ankara’nın NATO içindeki askeri ağırlığını korumasına rağmen, Avrupa’nın stratejik karar alma süreçlerine ne ölçüde dahil olduğunu sorgulatıyor.

Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde Türk hükümetinin verdiği görüntü, dış politikada tüm ağırlığın Trump’a verildiği yönünde. Nitekim zirvede Erdoğan ile Trump arasındaki kişisel uyuma dair pek çok fotoğrafın ortaya çıkması da muhtemel.

Ancak “Trump sonrası ne olacak?” sorusu hala akıllarda.

Bedel Ne Olacak?

ABD Başkanı Trump’ın uluslararası ilişkileri bir iş insanı refleksiyle bir “al-ver” dengesi içinde değerlendirdiği düşünülürse, Türkiye’ye yönelik olumlu yaklaşımının karşılığında ne talep edebileceği sorusu önem kazanıyor. İlk akla gelenler arasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılacağı yönündeki açıklaması, BM öncülüğünde hızlanan Kıbrıs sürecinde Türkiye’nin garantörlüğünün NATO güvencesiyle değiştirilmesi ve KKTC’den stratejik öneme sahip toprak talepleri yer alıyor. Gazze Barış Kurulu’nun ilk toplantısının Türkiye’nin tanımadığı Güney Kıbrıs’ta yapılacak olması da dikkat çekici. Bunun yanında, Washington’ın Ankara’dan Suriye’de Şam yönetimi üzerindeki etkisini kullanmasını istemesi veya Ukrayna’da Mehmetçiğin olası bir barış gücünde görev almasını gündeme getirmesi de ihtimaller arasında. Görünen o ki, Türkiye için asıl sınav NATO zirvesi sonrası başlayacak gibi duruyor…

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu