Almanya’da Konut Piyasasında Ayrımcılık Davası Kazandı
Almanya’da Pakistan asıllı bir kadın, konut başvurusunun reddedilmesi üzerine açtığı davayı kazandı ve ayrımcılık tescillendi.
Almanya’da konut kiralamak isteyen Pakistan kökenli Humeira Waseem’in yaşadığı olay, sıradan bir kiralama sürecinin ötesine geçerek ülke genelinde ayrımcılık tartışmalarını alevlendiren bir hukuki mücadeleye dönüştü. Waseem, aynı daire için yaptığı iki başvurudan birinin reddedilmesi üzerine, yıllar sürecek bir davanın kapısını aralamış oldu.
Hessen eyaletinin Gro-Gerau kentinde ailesiyle birlikte yaşayabileceği bir ev arayan Waseem, emlakçı aracılığıyla çevrimiçi başvuruda bulundu. Ancak, Pakistan kökenli ismi nedeniyle başvurusu hızla reddedildi ve kendisine randevu verilmedi. Bu durumu sorgulayan Waseem, Alman soy isimleri kullanarak tekrar başvurduğunda, bu kez daireyi görmek için randevu almayı başardı. Aynı ev, aynı emlakçı fakat farklı bir isimle.
Yaşadığı durumu “açık ayrımcılık” olarak nitelendiren Waseem, konuyu yargıya taşıdı. Üç yıl süren hukuk mücadelesinin ardından verilen karar, Almanya’daki konut piyasasında yaşanan ayrımcılık vakaları açısından emsal teşkil etmeye başladı.
Dava sonucunda Yargıtay, Waseem’e ayrımcılık yapıldığına hükmederek, Darmstadt Bölge Mahkemesi’nin emlakçıya 3 bin Euro tazminat ödemesine karar verdi. Waseem’in avukatı Fatma Bostan, müvekkilinin Pakistan kökenli olduğu için başvurusunun reddedildiğini, ancak Alman soy ismiyle yapılan başvurunun kabul edilmesinin eşitlik ilkesine açıkça aykırı olduğunu belirtti.
Bostan, 2022 yılında açtıkları ilk davanın reddedildiğini ancak hukuki mücadeleyi sürdürerek üç yılın ardından haklı bulunduklarını ifade etti. Bu kararın, ülkedeki kurumsallaşmış ırkçılığa karşı önemli bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.
İlk davanın emlakçıların fırsat eşitliği konusundaki hukuki sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiğini belirten Bostan, bu yaklaşımın hukuk dışı muameleyi cezasız bıraktığını söyledi. Ayrımcılığın delillendirilmesi için üst mahkemeye başvurduklarını ve e-posta yazışmalarının etnik temelli ayrımcılığı açıkça ortaya koyduğunu vurguladı.
Bostan, konut piyasasında yalnızca mülk sahiplerinin değil, sürecin ilk aşamasında yer alan emlakçıların da sorumluluk taşıması gerektiğini savundu. Mahkemenin yasada boşluk bulunduğunu kabul ederek dosyanın Yargıtay’a taşınmasına izin verdiğini belirten Bostan, Yargıtay’ın da davacı tarafı haklı bulduğunu anlattı.
Bostan, başvurularında emlakçıların da konut piyasasında ayrımcılığa karşı mücadelede sorumluluk altına alınmaları gerektiğine dikkat çekti. Para cezası kararının emlakçıların da mülk sahipleri kadar sorumluluk taşıdığını ortaya koyduğunu ifade etti.
Bu karar, Almanya’da günlük hayatta sıkça karşılaşılan ancak çoğu zaman hukuki zeminde karşılık bulmayan konut ayrımcılığı açısından önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor. Bostan, bu tür vakaların hukuki karşılık bulmasının ayrımcılığın azalmasına katkı sağlayacağını umduğunu belirtti.
Kararın hem hukuki hem de toplumsal açıdan önemli sonuçları bulunduğunu ifade eden Bostan, kira süreçlerinde yaşanan benzer uygulamaların da ayrımcılık suçu kapsamında değerlendirileceğini vurguladı. Bu hukuk mücadelesinin, emlak alanında yaşanan ayrımcılığı tescillemiş olduğunu ve Almanya’da bu durumun hukuki zemine taşındığını belirtti. Yargıtay’ın Waseem’in lehine verdiği bu karar, ayrımcılıkla mücadele adına Almanya’da emsal teşkil etti.




