Doğa Koruma Yatırımları 1 Dolar, Zarar Verilen Faaliyetler 30 Dolar
Birleşmiş Milletler raporu, doğa koruma yatırımlarının zarar veren faaliyetlere göre çok düşük kaldığını ortaya koydu.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından yayımlanan yeni bir rapor, küresel finans sisteminin doğa koruma hedefleriyle uyumlu olmadığını gözler önüne serdi. Raporda, doğaya zarar veren faaliyetlere yönlendirilen finansmanın, doğayı korumaya yönelik yatırımların 30 katını aştığı vurgulandı.
Raporun detaylarına göre, doğaya zarar veren faaliyetlere aktarılan finansman 7,3 trilyon dolara ulaşırken, doğa temelli çözümlere yapılan yatırımlar yalnızca 220 milyar dolarda kaldı. Bu finansmanın büyük bir kısmı, arazi bozulumu, aşırı su kullanımı ve ekosistem tahribatı gibi alanlarda kullanılıyor. Kamu destekleri bu finansmanın yaklaşık 2,4 trilyon dolarını oluştururken, özel sektör yatırımları 4,9 trilyon dolara ulaşıyor.
Devlet desteklerinin çoğu, fosil yakıtlar, tarım ve su kullanımı gibi alanlarda yoğunlaşırken, özel sektör yatırımları sanayi ve enerji sektörlerinde yoğunlaşıyor. Doğa temelli çözümler arasında yer alan orman restorasyonu, ekosistem onarımı ve atık su yönetimi gibi alanlara yapılan yatırımlar ise oldukça sınırlı kalmış durumda. Bu yatırımların yaklaşık yüzde 90’ı kamu kaynaklarından sağlanırken, özel sektörün katkısı yalnızca yüzde 10 civarında kalıyor.
Özel sektörün doğa koruma alanındaki katkıları da oldukça düşük. Şirketler, doğaya verilen zararı telafi etmeye yönelik projelere yaklaşık 7 milyar dolar, sürdürülebilir tedarik zincirlerine 4 milyar dolar ve biyoçeşitlilik odaklı tahvil ve fonlara ise 5 milyar dolar ayırmış durumda. Ayrıca, doğa temelli karbon piyasalarının büyüklüğü yaklaşık 1,3 milyar dolar olarak kaydedildi.
Rapor, doğayı korumak için harcanan her 1 dolara karşılık, doğaya zarar veren faaliyetlere 30 dolardan fazla kaynak aktarıldığını belirterek mevcut finansman yapısının ekosistemlerin korunması için gereken dönüşümden uzak olduğunu vurguladı.
1992 yılında kabul edilen Rio Sözleşmeleri çerçevesinde iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve çölleşme ile mücadele hedeflerinin gerçekleştirilmesi için doğa temelli yatırımların önemli ölçüde artırılması gerektiği ifade ediliyor. Mevcut yatırımların 2030 yılına kadar yaklaşık 2,5 kat artarak 571 milyar dolara, 2050 yılına kadar ise 771 milyar dolara ulaşması gerektiği hesaplanıyor. Ek finansmanın büyük bir kısmının ekosistem restorasyonu ve sürdürülebilir arazi yönetimi alanlarına yönlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Raporda, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir rol oynayan ormanlar ve okyanusların yeterli finansman alamadığına dikkat çekilirken, kentlerde artan ısı adası etkisini azaltmak için yeşil alan yatırımlarının hızlandırılması gerektiği de vurgulandı.
Frankfurt Finans ve Yönetim Okulu Kıdemli Proje Uzmanı Michael König-Sykorova, doğaya zarar veren yatırımların özellikle sanayi sektöründe yoğunlaştığını belirtti. 2023 itibarıyla sanayi sektörünün yaklaşık 1,4 trilyon dolarlık finansmanla doğaya olumsuz etkilerin başlıca kaynaklarından biri olmaya devam ettiğini ifade etti. Bölgesel dağılıma bakıldığında, doğa temelli çözümlere en yüksek kamu iç finansmanının 93 milyar dolarla Asya tarafından sağlandığı görülüyor. Bu bölgeyi 59 milyar dolarla Kuzey Amerika ve 34 milyar dolarla Avrupa izliyor.
Öte yandan bazı sektörlerde doğaya zarar veren yatırımlarda düşüş eğilimi gözlemleniyor. Özellikle petrol ve doğal gaz sektöründeki yatırımların son yıllarda belirgin bir şekilde gerilediğine dikkat çeken König-Sykorova, bu alandaki finansmanın 2020’de 990 milyar dolar iken 2023’te 519 milyar dolara düştüğünü belirtti. Bu durum, dört yıl içinde yaklaşık yüzde 48’lik bir azalma anlamına geliyor.
Uzmanlar, bu eğilimi doğayla ilgili risklerin finansal istikrar açısından daha fazla dikkate alınması ve yenilenebilir enerji üretim maliyetlerinin düşmesiyle ilişkilendiriyor. König-Sykorova, mevcut politikaların devam etmesi halinde biyoçeşitlilik kaybının hızlanabileceği uyarısında bulunarak bunun ekonomik daralma, zorunlu göç ve doğal kaynaklar üzerinde artan çatışmalar gibi ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti. Son yıllarda özellikle G20 ülkelerinde iklim politikalarında bazı geri adımların dikkat çektiğini belirten König-Sykorova, kısa vadeli ekonomik ve jeopolitik çıkarların yatırım kararlarında ekolojik bütünlüğün önüne geçtiğini dile getirdi. Avrupa Birliği’nde 2035 içten yanmalı motor hedefinin yeniden tartışmaya açılmasını örnek gösteren uzman, bu tür gelişmelerin iklim hedeflerinin sanayi politikaları karşısındaki konumuna dair soru işaretleri yarattığını kaydetti. Doğa temelli dönüşümün gerçekleşebilmesi için güçlü siyasi liderlik, kapsamlı politika reformları ve kamu ile özel sektör arasında koordineli iş birliğinin şart olduğunu vurguladı.



