Gazze’de Ateşkesin Gölgesinde Süregelen İnsani Kriz
Gazze’de ateşkese rağmen devam eden hava saldırıları ve insani kriz derinleşiyor. Sivil kayıplar artıyor, altyapı çökmekte.
Küresel diplomasi ve bölgesel arabulucuların yoğun çabalarıyla ilan edilen ateşkese rağmen, Gazze Şeridi her geçen gün yeni bir sivil trajediye sahne olmaya devam ediyor. Son hava saldırılarında, Gazze kentinde bir evin hedef alınması sonucu bir anne ve dört çocuğu yaşamını yitirdi. Gazze Sağlık Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, kağıt üzerinde yürürlükte olan ateşkese rağmen artan askeri hareketlilik, sivil kayıpları artırmakta ve insani krizi derinleştirmektedir. Bu asimetrik çatışmada en ağır bedeli kadınlar ve çocuklar ödüyor.
Ateşkesin ardından büyük ölçekli kara operasyonlarının yavaşladığı gözlemlense de, İsrail ordusunun nokta atışı hava saldırıları ve topçu atışları neredeyse durmaksızın devam ediyor. Tel Aviv yönetimi, bu operasyonların belirli askeri hücreleri ve komuta kademelerini hedef aldığını savunsa da, yoğun nüfuslu yerleşim alanlarındaki saldırılar çoğunlukla sivil konutları, çadır kamplarını ve geçici sığınma merkezlerini yok ediyor. Bu durum, ateşkesin taraflar arasında kalıcı bir barış sağlamaktan çok, çatışmayı düşük yoğunluklu ama sürekli bir kayıp döngüsüne hapseden bir mekanizma haline geldiğini gösteriyor.
Gazze’deki askeri operasyonlar, bölgenin fiziksel ve toplumsal yapısını kalıcı olarak dönüştürüyor. Şeritteki hastaneler, eğitim kurumları, su arıtma tesisleri ve enerji şebekelerinin %90’ından fazlası tamamen tahrip olmuş durumda. İsrail’in belirli mahallelerde uyguladığı ani tahliye emirleri ve ardından gelen bombardımanlar, nüfusun dar bir sahil şeridine sıkışmasına neden oluyor. Bu durum, sadece doğrudan bombalarla gelen ölümleri değil; aynı zamanda temiz suya erişim imkansızlığı, salgın hastalıklar ve tıbbi yetersizlikler gibi dolaylı ama kitlesel krizleri de beraberinde getiriyor.
Son dönemde yayımlanan bağımsız BM raporları, Gazze’deki askeri stratejilerin uluslararası insancıl hukuk ilkeleriyle çeliştiğine ve sivillerin korunamadığına dair sert eleştiriler içermektedir. İsrail’in askeri operasyonlarındaki yüksek sivil zayiat oranı, küresel kamuoyunda ciddi diplomatik tepkilere yol açsa da, uluslararası mekanizmaların sahadaki saldırıları durdurma noktasında yetersiz kaldığı görülüyor. Batılı müttefiklerin Tel Aviv yönetimine sağladığı diplomatik ve askeri destek, İsrail’in ateşkes sınırlarını esnetmesinde önemli bir dış etken olarak öne çıkıyor. Bu denetimsizlik, Orta Doğu genelinde çatışmanın bölgesel aktörleri de içine çekecek şekilde daha geniş bir alana yayılma riskini artırıyor. Gazze’de kalıcı ve denetlenebilir bir barış koridoru açılmadığı sürece, sivil ailelerin yok olduğu bu trajik durumun devam etmesi kaçınılmaz görünüyor.
Gazze’deki kriz, uluslararası hukukun meşruiyetini aşındırarak küresel vicdanı test eden bir insanlık sınavına dönüşüyor. Somut adımlar atılmadığı sürece dünya daha büyük bir istikrarsızlığa sürükleniyor. Bölgedeki sessizlik, modern uluslararası sistemin insan hakları algısını sarsan derin bir krizi beslemeye devam ediyor.




