Putin’e Desteğin Düşmesi: Rusya İçin Ne Anlama Geliyor?

Putin’e olan destek oranlarının düşmesi, Rusya’da güvenlik güçlerine bağımlılığı artırabilir ve iç istikrarsızlık yaratabilir.

Rusya’da gerçekleştirilen yeni anketler, halkın Devlet Başkanı Vladimir Putin’e olan güveninin giderek azaldığını ortaya koyuyor. Bir araştırmaya göre, Rusların yaklaşık dörtte biri, yani yüzde 24’ü Putin’e güvenmediğini ifade ediyor. Bu veriler, 13-19 Nisan tarihleri arasında devlet destekli Tüm Rusya Kamuoyu Araştırma Merkezi (WZIOM) tarafından yapılan çalışmaya dayanıyor. Anket sonuçlarına göre, Putin’in görev performansına verilen destek 1 puan azalarak yüzde 65,6’ya, kendisine duyulan güven ise yüzde 71’e gerilemiş durumda. 2022 yılında Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalin başlangıcında halkın yüzde 71’i Putin’in görevini destekliyor, yüzde 86’sı ise ona güven duyuyordu.

Sonuçlar, Putin’e olan destek oranlarının üst üste yedi hafta boyunca düştüğünü gösteriyor. Aynı zamanda hükümete ve Başbakan Mihail Mişustin’e verilen destek de azalma eğiliminde. Öte yandan, iktidar partisi Birleşik Rusya’nın destek oranında ise hafif bir artış gözlemleniyor.

Farklı bir devlet kurumu olan Kamuoyu Vakfı’nın verilerine göre ise Rusların Putin’e olan bakış açısında bir kötüleşme söz konusu değil. Bu verilere göre destek oranı yaklaşık yüzde 76, güven oranı ise yüzde 74 seviyesinde. Letonya’nın başkenti Riga merkezli Rus sürgün medyası Meduza, Kremlin yönetiminin medya kuruluşlarına ya Kamuoyu Vakfı’nın verilerini kullanmalarını ya da anketlerle ilgili haber yapmamalarını tavsiye ettiğini aktarıyor.

Siyaset bilimci Abbas Gallyamov, Putin’in gerçek destek oranlarının açıklanan rakamlardan daha düşük olabileceğini öne sürüyor. DW’den Evgeniy Dyuk’a konuşan Gallyamov, WZIOM anketlerinde soruların Putin’in adı açıkça zikredilerek sorulduğunu, bu durumun Rusya’daki baskı ve devlet propagandası nedeniyle katılımcılar üzerinde psikolojik bir etki yaratmış olabileceğini belirtiyor. Gallyamov, ankette “Önemli devlet sorunlarının çözümünü hangi siyasetçiye emanet edersiniz?” sorusuna verilen yanıtlara dikkat çekiyor. Buna göre, Rusların üçte ikisi bu görevi Putin’e vermek istemiyor. Oysa Putin’in en yüksek destek gördüğü 2015 yılında bu soruya katılımcıların yüzde 70’inden fazlası Putin yanıtını vermişti.

Gallyamov, Kremlin’de kimsenin Putin’e düşük destek oranlarını açıkça ifade etmeye cesaret edemeyeceğini vurguluyor. Ona göre, Putin bu durumu fark etse bile “yine de yoluna devam eder” çünkü siyasi tarzı bu yönde.

Siyaset bilimci Dmitri Oreşkin, otoriter rejimlerde yapılan anketlerle özgür toplumlarda yapılan anketlerin karşılaştırılamayacağını belirtirken, Rusya’da genel bir düşüş eğilimi gözlemlediğini ifade ediyor ve Levada Merkezi’nin verilerine atıfta bulunuyor. Devletten bağımsız kabul edilen ve 2016’dan bu yana “yabancı ajan” olarak sınıflandırılan bu kurumun verilerine göre, 2025’te Rusların yaklaşık yüzde 75’i ülkenin doğru yönde ilerlediğini düşünürken, bu oran günümüzde yaklaşık yüzde 60’a gerilemiş durumda. Oreşkin, bu düşüşün Ukrayna savaşının toplum üzerindeki algısının değişmesiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Önceleri savaşın halkı mobilize ettiğini ve insanların devletin arkasında toplandığını aktaran Oreşkin, artık “Savaşın Putin için bir tür uyuşturucu işlevini kaybettiğini” vurguluyor ve bunun son 25 yılda ilk kez yaşandığını ifade ediyor.

Uzmanlar, sosyal ve ekonomik sorunların artık daha fazla ön plana çıktığını belirtiyor. Savaş yorgunluğunun artması, toplumda memnuniyetsizlik ve destek kaybı olarak kendini gösteriyor. Son günlerde bazı medya organlarında Kremlin’in düşen destek oranları karşısında kısmi bir “yumuşama politikası” izleyebileceği yönünde spekülasyonlar yer aldı. Bu, internet kısıtlamalarının gevşetilmesi gibi önlemleri de kapsıyor. Ancak Putin’in son konuşması, bu ihtimalin zayıf olduğunu gösteriyor. Putin, büyük şehirlerde internet kesintilerinin terör saldırılarını önlemek amacıyla uygulandığını ifade etti. Yetkililerin bu tür önlemleri kamuoyuna duyurabileceğini belirten Putin, fazla bilgi paylaşımının operasyonları zorlaştırabileceğini savunuyor.

Gallyamov’a göre, Putin’in popülaritesindeki düşüş, rejimin giderek daha fazla güvenlik güçlerine bağımlı hale gelmesine yol açabilir. Bu durum, iç istikrarsızlık riskini artırabilir. Güvenlik kurumlarının liderleri kendilerini bağımsız siyasi aktörler olarak görmeye başlarsa, güç dengelerini değiştirmeye hatta bir darbe girişiminde bulunmaya yönelebilirler. Oreşkin ise devletin kısa vadede hâlâ istikrarlı olduğunu, ancak uzun vadede “iyileşme beklenmediğini” vurguluyor. Yeni krizlerin mevcut olumsuz eğilimi daha da derinleştirebileceğini ifade ediyor. Devam eden savaş nedeniyle sosyal ve ekonomik sorunların yeniden ön plana çıktığına dikkat çekiliyor. Sağlık sisteminden halkın gelecek beklentilerine kadar birçok alanda sıkıntılar artıyor. Devlet Başkanı Putin de bir ekonomi toplantısında durumun kötüleştiğini kabul etti. Oreşkin, “Bu rejimin yarın ya da öbür gün çökeceği anlamına gelmez” diyor ve ekliyor: “Yıllarca ayakta kalabilir ve savaş sürdürebilir. Ancak kesin olan şu: Bu rejimin bir geleceği yok.”

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu